Sabri kötüydü, Gökhan Gönül rezildi, Ömer Erdoğan ve Özer Hurmacı ne iş yapıyordu
anlamak güçtü vesaire........ Son 15 yılda kendinden daha düşük ya da aynı seviyede
rakiplere karşı hep zorlansa da eğer çıkılan maç resmi bir maçsa ve rakip futbol ekolü ve
tarihi olarak bize göre üstünse Türkiye milli takımı yenilse de saçma sapan goller yese de
hep kendi gibi oynamıştır.
Babalarımızın hatta dedelerimizin hatırladığı, futbol tarihimizin en efsanevi maçlarından
biri olan "Macar Zaferi"nin "British Pathe" sitesinde denk geldiğim videosu. Tarihe tanıklık
edemesek de tekrarını izlemek de ilginç bir duygu.
2012 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde Dünya Kupasının kazananı olmasa da en akılda kalıcı
futbolunu oynayan Almanya ile karşılaşacak Milli Takım tarihinde pek çok defalar Almanlar ile
karşılaştıkları için atılacak "ilk gol" veya elde edilecek "ilk galibiyet" gibi psikolojik
hedeflere sahip değil.
Rıdvan ve Tanju'nun milli takım hocası Piontek'in oldukça sert eleştirilerine maruz kaldığı
bir kaos döneminde Türkiye İzlanda'ya karşı oynuyor 1991'in bir Temmuz gününde. O dönemler
daha tüyü bitmemiş çaylak fakat gelecek vaat eden genç hakem Anders Frisk yönetir
İzlanda'daki bu maçı.
Güney Afrika 2010 için kura çekimleri yapıldıktan sonra ilk dikkat çeken grup
Arjantin,Nijerya ve Yunanistan'lı "ABD 94" kokan B grubu oldu. Ama sadece B grubu rövanş kokan
maçlara şahit olmayacak! İngiltere ve onun eski sömürgesi veya bir nevi torunu ABD, 1950
Dünya Kupası'nın rövanşı için C grubunda karşı karşıya gelecekler.
Bayramlarda hep eski bayramlar yad edilir. Bizde eski bir bayramı yad edelim. 27 Ekim 1993. Sepp
Piontek sonrası dönem milli takımın başına geçen Fatih Terim'in ilk milli maçı. Ya da daha
doğrusu Terim efsanesinin doğuş maçı. Ertuğrul'un iki golüyle gelecek olan Norveç
galibiyetinin ilk sinyallerinin verildiği bu maç o dönem özellikle İngilizler'in şamar
oğlanı haline gelen Milli Takım'ın düşmana korku salamasa da sevenlerine ve dostlarına umut
ışığı saçtığı maçtır.
Tam tarihini bilemiyorum ama İtalyanca'ya bakarsak Hakan büyük ihtimal daha Torino'ya gitmemiş
diyebiliriz. Gerçi Torino'da kısa süre kaldığı için böyle bir İtalyanca normal. Hele ki
başta Ogün olmak üzere diğer oyuncuların yaşlı-başlı İtalyan amca ile kafa bulmasını
kariyerlerine yakıştıramadım!
Spor medyasına haklı olarak çok yükleniyoruz ama yine de son 20 yılda futbolumuz ile birlikte
spor basını da iyi-kötü bir evrim geçirdi. İlk küpürümüz 13 Kasım 1984'ten.
Fotoğraftaki abla Diyarbakır'lı ünlü falcı "Gülizar Bacı". Milliyet kendisine maçın skoru
ile ilgili kehanetini sormuş.
Türk futbolunun yavaş yavaş Batı ile entegre çabaları içine girdiği 1950'lerin hemen
başında o dönem İngiliz lig'inde de oldukça güçlü takımlar arasında olan Sunderland 13-21
Mayıs tarihleri arasında İstanbul turuna çıkmış. O dönem seçimler yeni yapılmış ve
Celal Bayar Cumhurbaşkanı olmak üzere yine de tüm bu gündem maddelerine rağmen İngiliz
takımının maçlarına İstanbul'da yoğun bir ilgi varmış.
Del Bosque'nin 2010 Dünya Kupası için açıkladığı 30 kişilik geniş kadronun (ki daha sonra
23'e indirilip nihai halini alacak) orta saha mevkisindeki oyunculara baktığımızda İspanyol
kökenli oyuncuların azınlıkta olduğu göze çarpıyor. 8 orta saha oyuncusu var Del Bosque'nin
ilk kadrosunda ve bu oyunculara baktığımızda şöyle bir durum ortaya çıkıyor:
Xabier Alonso Olano (Real Madrid CF) (Bask Kökenli)
Önceki senelerde kendi ülkelerinde kendi alt yapı çarklarında yetiştirdikleri futbolcuları
başta Türk milli takımı olmak üzere diğer ülke takımlarına kaptıran Almanlar son
yıllarda gerek Futbol Federasyon'u gerekse de Alman hükümetinin başarılı baskı politikası
ile pek çok futbolcuyu Alman Milli takımına kazandırlar.
Dünya Kupası'na gidememizin baş sorumlusu elbette Terim'dir. Oyuncu seçimlerinde adaleti
sağlayamaması, kimi oyuncuyu her halde kadroya alıp kimisini ağzı ile kuş tutsa
hatırlamayışı başlıca yanlışları. Sürekli yaydığı sinir dalgalarından ise bahsetmeye
gerek yok. Lakin bu başarısızlık belki de Milli Takım'ımızın gerçek potansiyelini
görmemiz açısından hayırlı oldu.
Afrika Uluslar Kupası 2006: Şampiyon Mısır (Mısır'da düzenlendi)
Afrika Uluslar Kupası 2008: Şampiyon Mısır (Gana'da düzenlendi)
Afrika Uluslar Kupası 2010: Şampiyon Mısır (Angola'da düzenlendi)
Bulunduğu kıtanın en büyük kupasında bu kadar başarılı olup da bir türlü Dünya Kupası
göremeyen başka bir ülke milli takımı var mıdır acaba?
İngilizler ne manşet atar diye merak ediyorum dedim ve harika manşetler çıkabilecek bir skor
aldılar. Hırvat'ların sönük havası ile anlatılamaz bu sonuç. Capello'nun İngiltere'si çok
farklı bir takım olmuş. Büyük ego'ların hepsinin takım ego'sunda eridiği bir platforma
dönüşmüş.
2002 yazının başında tüm okul ahalisi toplanmış Fransa-Senegal maçını izlemiştik.
Maçtan önce Henry ve Zidane hayranı, o kupada Fransa'yı destekleyeceğini söyleyen çok
arkadaş vardı okulda. Lakin maç başladıktan ve Senegal'in mücadelesini ve karşılık olarak
Fransızların kendilerine has kibirlerinin sahaya yansıdığını görünce maçı izleyen
güruhun tamamında ibre Senegal'e kaymıştı.
Sinan'ın da son dönemde diğer gurbetçilerin maruz kaldığı dışlanma politikası ile karşı
karşıya kalacağını düşünüyordum ki yanılmışım. Fatih Terim hafta içi oynanacak 2
hazırlık maçı için kadroya çağırmış Sinan'ı. Özellikle son 10 yılda pek çok gurbetçi
oyuncu Milli Takım'da oynamıştı ama Kaleci mevkisinde Türkiye dışında alt yapı eğitimi
almış bir kaleci herhalde A milli takım için ilk olacak.
George Best, Johann Cruyff, Marco Van Basten, Gary Lineker, Raul, Puskas, Di Stefano, Kubala,
Kocsis, Gianni Rivera, Roberto Baggio, Zico, Socrates, Platini, George Weah, Johann Neeskens, Dejan
Savicevic, Ryan Giggs, Karl Heinz Rummenigge, Oleg Blokhin, Luis Figo, Eusebio, Rui Costa,
Michael&Brian Laudrup, Eric Cantona.
Yarın başlar "Denizli yolda, Sağlam'la anlaşıldı" haberleri. Yeni hoca arayışları malzeme
arayan medyamıza ilaç gibi gelecektir.Herkesin diline pelesenk olduğu şekilde düşünürsek...
Madem Milli Takım hocalığı yaşlılıkta da kolayca yapılıyor, o zaman benim yeni hoca
adayım Feldkamp'dır.
Bosna-Türkiye maçı haricinde bu gece en çok merak ettiğim maç İngiltere-Hırvatistan maçı.
Eski defterlerin açılacağı bir gece olacak. Wembley'de bir önceki karşılaşmaları İNgiliz
futbol tarihine damga vurmuştu. Kazanmalarına gerek (!) olmayan Hırvat'lar büyük bir inatla
İngilizleri deplasmanda 3-2 yenmiş, İngiltere Avusturya'ya gidemezken, Capello'ya Ada yolu
gözükmüştü.
- RTÜK ya da herhangi bir krum el atsa da sanal reklam saçmalığı düzenlense. Resmen maç
boyunca "Adanalı", "Aile Saadeti" ve "Theorie" giyime karşı oynadık. En basitinden ekranı
küçültüp reklamı boşluğa koymayı bile yapmıyor yayıncı müsveddeleri.
Demerit'in cengaverleşmesine mi methiyeler düzelim yoksa Onyewu'nun insanlıktan çıkmasına
mı? Anladığım kadarıyla ABD'li oyuncular "Hacı! Son maça 0 puan -5 averaj ile çıkıp maç
sonunda yarı finale çıktıysak, bize karada ölüm yok İspanyolları da yeneriz!" demişler
maçtan önce.